BİLİMSEL GELİŞMELER VE KADINLARIMIZ

7/4/2008 - Seyyid Ahmed Arvasi Kimdir ?

Kategori: GENEL


Ailenin altı çocuğundan birincisi olan S.Ahmed Arvasî, ilk öğrenimine Van'da başlayıp Doğubayazıt'ta tamamlamıştır. Orta okulu Erzurum'da bitiren Arvasî, lise öğrenimine Erzurum Erkek Öğretmen okulu'nda başladı, Erciş Öğretmen Okulu'nda bitirdi. 1952 yılında Konya'nın Doğanbeyli Nahiyesi'de ilkokul öğgretmeni olarak göreve başladı. Yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik görevini sürdüren Arvasî, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Pedegoji Bölümünü 1958 yılında tamamlayarak çeşitli eğitim enstitülerinde pedegoji öğretmenliği yaptı. 1978 yılında İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü'nden 24 arkadaşıyla birlikte siyasi amaçlar için sürgün edilen Arvasi 1979 yılında emekli olmak zorunda kaldı. Aynı yıl Milliyetçi Hareket Partisi Olağan Kongresi'nde Genel İdare Kurulu Üyesi sıfatıyla aktif siyasete atıldı.


12 Eylül 1980 ihtilalinde Mamak zindanlarında çile dolduran S. Ahmed Arvasî ilk kalp krizini burada geçirdi. Daha sonra bu olayı Başbuğ Alparslan Türkeş şöyle anlatıyor: "Tutukevinde geçirdiği kalp rahatsızlığı dolayısıyla Ankara mevki hastanesi'ne kaldırıldı. O gün, daha dün gibi hatırımdadır. Görevliler kendisini hastaneye gitmesi için aşağıya indirdiler. Biz, yukarıda kalmıştık. Odamın penceresinden dış kapının açıldığı merdivenleri görebiliyordum. Arvasî hocamızı hastaneye götürecek cankurtaran henüz gelmemişti. Ayakta bekleyecek hali yoktu, bitkin bir vaziyette taş merdivenlere oturarak cankurtaranın gelmesini bekledi. Yukarıdan askerlere seslendim. Bir binbaşı çıktı. Kendisine Arvasî Bey'in rahatsız olduğunu, bir sandalye getirilmesi için emir buyurulmasını rica ettim. Bu ricamdan sonra bir sandalye getirdiler. Daha sonra cankurtaran geldi ve uzaktan birbirimize el sallayarak ayrıldık, vedâlaştık."


Bu tarihten sonra da inandığı ve uğruna baş koyduğu Türk-İslâm dâvasını insanlarımıza anlatmayı sürdüren S. Ahmed Arvasî, 31 Aralık 1988 tarihinde daktilosunun başında iken Hakk'a yürüdü.


Kısaca hayat hikayesini anlattığımız S. Ahmed Arvasî'nin verdiği kutsal milli mücadeleyi ve geride bıraktığı ciltler dolusu eserlerini aktarmak ve anlatmak bu kısa makalede, hiç de kolay değildir. Yine de onun büyük bir içtenlikle son nefesine kadar tavizsiz bir şekilde savunduğu Türk-İslâm Ülküsü davasına rengini veren temel düşüncelerine ana başlıklar halinde değinmeye çalışalım.


O Bir Türk Milliyetçisi İdi


Seyyid, yani Hz. Muhammed (s.a.v)'in soyundan olması nedeniyle ecdadı aslen Arap olan Arvasî'nin, kaynağını Türk-İslâm Ülküsü'nden alan bir Türk milliyetçisi olması üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Böyle bir şuurlanmanın altında yatan olgun idrâk gücü onun ailesinden gelen Muhammedi asaletten kaynaklansa gerektir.


Bu asaletin nurlu izlerini şu tarihi olayda bulmak mümkündür: Osmanlı'nın dağılma döneminde, müritleriyle birlikte Suriye üzerinden Arabistan'a giden Abdulhakim Arvasî'ye oranın ileri gelenleri, kendisine medrese yapacaklarını ve her türlü imkânı sağlayacaklarını taahhüt ederek Arabistan'da kalmasını istemişlerdi. "Osmanlı zâten öldü, Türk diye bir şey kalmamıştır." denilince, Abdulhakim Arvasî Hazretlerinin sinirlenip: "Dünyada iki Türk kalsa birisi benim" diyerek, ömrünün sonuna kadar Müslüman Türk'ün dâvasına sahip çıkacağını ifâde etmesi dikkate şayandır."Böyle soylu bir ailenin çocuğu olan S. Ahmed Arvasî kendisini şöyle tanımlıyor:


"Ben, İslâm imân ve ahlâkına göre yaşamayı en büyük saadet bilen, büyük Türk milletini iki cihanda aziz ve mesut görmek isteyen ve böylece İslâm'ı gaye edinen Türk milliyetçiliği şuuruna sahibim.İnanıyorum ki, hem Türk, hem müslüman olmak, hem de muasır dünyaya öncülük etmek mümkündür. Ecdadımız bütün tarihleri boyunca bunu denediler ve başarılı oldular. O halde bizler niye bu tarihi misyonumuzu yerine getirmeyelim.


S. Ahmed Arvasî bazı sözde İslamcılar gibi Türk tarihinin sâdece son bin yılını kabul edip geri kalan binlerce yılık islâm öncesi mazimizi kör bir taassuba kapılıp reddetmedi. O şuurlu bir Türk milliyetçisi olduğu için Türk töresini, Türklüğün sembolü Bozkurt'u hiç bir ön yargıya kapılmadan kabul ve tasdik etmiş, her fikir ve fiili islâmi süzgeçten geçirerek her şeyi yerli yerine oturtmasını bilmiştir. Bu konularda o şunları söylemektedir:


"...Kısaca belirtirsek, Türk milleti, geniş bir tarihi tecrübeye, büyük ve zengin bir kültür hazinesine sahip bulunmakla "milli töresini" bu güçlü zemin üzerinde kurmuş bulunmaktadır. Türk töresi, âlemşümul ahlâkî ideâlleri bünyesinde toplayan "pratik bir ahlâk ve hukuk nizamı" durumundadır. Hele, en az bin yıldan beri İslâm'ın şanlı aydınlığında yıkanan, olgunlaşan ve arınan Türk töresi, bütün insanlığı mutluluğa çıkaracak 'âlemşümul' bir nizam durumuna gelmiş bulunmaktadır.""Hiç bir zaman Türk'ün totemi olmamış olan Bozkurt, coğrafyamızın kültürümüze kazandırdığı bir motiftir" diyen Arvasî Türk milliyetçiliğini "ırkçı" olmakla suçlayan câhillere şöyle seslenir:" Türk milliyetçiliği, politikasını biyolojik ırkçılık üzerine kurmayı reddetmekle beraber, içtimaî ırk gerçeğini inkâr ve ihmâl etmemelidir.


İçtimaî ırk, biyolojinin konusu değildir, sosyolojinin konusudur. Bir milleti teşkil eden fertlerin, ailelerin, sınıf ve tabakaların soy birliği şuurudur. Ortak bir şuur tarzında beliren mensubiyet duygusunun ve kan birliği şuuru biçiminde duyulmasıdır. Zâten biyolojik verasetin yanında, ortak kültür, ortak coğrafya, ortak hayat tarzı ve ortak mücâdeleler, bir milletin fert ve tabakalarını hem ruhî, hem de fizik bakımından bir birine yaklaştırır."


"Kimse biyolojik verasetini tâyin irâdesine sahip değildir. Ama içtimaî ırk tercihe açıktır. Aynı tarihe, aynı kültüre, aynı din ve ülküye sahip olan insanlar arasında kan ve soy birliği şuurunun güçlenmesine yol açar.""Türk milliyetçisi, Türk içtimaî ırkını benimser, sever ve sevdirirken ailelerini de bu espiri içinde kurmaya çalışır. Kozmopolitlikten hoşlanmaz. Bununla beraber, başka içtimaî ırkları da Allah'ın bir âyeti olarak değerlendirir." Türk milletinin kurtuluşunu ve ayağa kalkarak İslâm'ın sancaktarlığını yapmasını, tekrar Nizâm-ı Alem'i gerçekleştirmesini Türk-İslâm Ülküsü'nde gören S.Ahmed Arvasî Türk milliyetçilerinin bu doğrultuda öncelikli olarak yapmaları gerekenleri "Neden Türk-İslâm Ülküsü" başlıklı yazısında şöyle açıklıyor:"Neden, şu veya bu ad altında toplanmayı değil de, 'Türk-İslâm Ülküsü'ne bağlanmayı savunuyoruz?


Biz iddia ediyoruz ki, emperyalizm, Türk ve İslâm dünyasını yutmak için en az iki asırdan beri korkunç bir tertibin içindedir. Bir taraftan kültür emperyalizmi ile vatan çocuklarını din ve milliyetine yabancılaştırarak kendi emellerine hizmet edecek kadrolar hazırlamakta, diğer taraftan din ve milliyet duygularını, her şeye rağmen terk etmeyen çocuklarımızı da bir birine düşürmeyi planlamaktadır." "Düşman, karşısındaki güçleri parçalayarak, onları birbirine düşürerek, kolay yutulur lokmalar durumuna sokmak ister. Meselâ, sanki bir insan, hem dindar, hem milliyetçi, hem medeniyetçi olamazmış gibi, bu değerleri birbirine zıt programlar durumuna sokarak, hiç yoktan çatışan güçler meydana getirir. Bu oyunlarını, o kadar ustaca plânlarlar ki, tertiplerini anlamak için bazen olayların üzerinden elli veya yüz yıl geçmesi gerekiyor."


" O hâlde, Türk milliyetçisine düşen iş, bütün varlığı ile bu oyunu bozmak olmalıdır. Bu ülkede, sunî olarak güya Türkçü ve güya İslamcı cepheler meydana getirmek isteyen hain ve kahpe oyunların karşısına, bir Müslüman Türk olarak ve tarihine yaraşır biçimde çıkmalıdır.


Bunun için, Türk-İslâm kültürüne, Türk-İslâm medeniyetine, Türk-İslâm Ülküsü'ne bağlı, Türklük şuur ve vakarına, İslâm aşk ve aksiyonuna sahip, Türklüğü bedeni, İslâmiyet'i ruhu bilen, milletini teknolojik hamlelerle dünyanın bir numaralı devleti yapmak özlemi ile çırpınan, dünya Türklüğü'nün, İslâm dünyasının ve bütün mazlum milletlerin ümidi olmaya namzet bir gençlik yetiştirmekten başka çâremiz yoktur. "

1 YorumBağlantı

7/4/2008 - Neden Türk-İslam Ülküsü ?

Kategori: TARIH

Neden, şu veya bu ad altında toplanmayı değil de "Türk-İslam Ülküsü" ne bağlanmayı savunuyoruz? Biz iddia ediyoruz ki, "Emperyalizm", Türk ve İslam dünyasını yutmak için en az iki asırdan beri korkunç bir tertibin içindedir. Bir taraftan kültür emperyalizmi ile "vatan çocuklarını" din ve milliyetine yabancılaştırarak kendi emellerine hizmet edecek kadrolar hazırlamakta, diğer taraftan din ve milliyet duygularını, herşeye rağmen terk etmeyen çocuklarımızı da birbirine düşürmeyi planlamaktadır.


Bugün yeryüzünde iki somürgeci "blok" vardır. Bunlardan biri kara renkli "kapitalist emperyalizm" diğeri ise bütün fraksiyonu ile "kızıl emperyalizm". Birincisi "çok uluslu şirketlerin" paravanasında, "az gelişmiş veya gelişmekte olan halklara yardım etmek, özgürlük ve uygarlık götürmek" maskesi altında, ikincisi de "ezilen, sömürülen halklara bağımsızlık, özgürlük ve adalet götürmek" maskesi altında, "sınıfsal savaş"sloganı ile "iç savaşlar" çıkartmakta ve "dünya proleterlerinin dayanışması" adı altında işgalini gerçekleştirmektedir.


Gerçekten de yer yüzünde ezilen ve sömürülen bir de "üçüncü dünya" vardır.Bu dünya, daha çok Asyalı,Afrikalı irili ufaklı devletlere ve devletçiklere, beyliklere,emirliklere,federasyonlara bolünmüş milletlerden ibarettir.Esef edelim ki, bu insanların sayısı birbuçuk milyardan daha fazladır. İşin ızdırap veren diğer bir yanı da, bu nüfusun çoğunluğunu müslümanlar teşkil etmektedir.Bunun yanında çok acı bir gerçeği daha belirtelim ki, bu ezilen ve sömürülen müslümanlar arasında Türk Milleti'nin çok önemli bir bölümü bulunmaktadır.


1970 Yılında yapılan bir araştırmaya göre, yabancı boyunduruğunda tam bir sömürge hayatı şayan Türk nüfusunun sayısı, Türkiye'mizde bulunan genel nüfusumuzun tam iki katıdır.Emperyalist güçler, fırsat buldukları zaman zorla, bulamadıkları zamanlar ise hile ile İslam ve Türk dünyasını ele çirmiş, zenginliklerini yağmalamış, din ve milliyet duygu ve değerlerini tahrip etmiş, direnenleri lekeleme ve imha yoluna gitmiş, kendine uygun kadrolar yetiştirmiş, bu milletlerin uyanış, diriliş hamlelerini, milli eğitim ve kalkınma planlarını baltalamış ve bu ülkeleri, "ebedi sömürge" statüsüne mahkum etmek için elinden geleni esirgememiştir.


Emperyalist güçler, korkunç bir kültür emperyalizmi programı ile millet çocuklarını milli tarihlerine, milli ve mukaddes kültür değerlerine, milli ülkülerine, milli menfaatlerine, hatta motif ve sembollerine düşman etmekle kalmazlar, kendi değerlerini "bir uygarlık ve ilericilik" unsuru biçiminde onların kafalarına ve vicdanlarına oturturlar. Böylece milli ve mukaddes değerlere bağlı milliyetçilerin karşısına, bu değerlere ters düşen "yabancılaşmış kadrolar" çıkarırlar. Bir ülkede, değerler "ikizleşince", kadroların da ikizleşmesi ve çatışması mukadder olur. İşte düşman, bu noktada aktivitesini arttırır. Ülkenin ve milletin "parsellenmesi" için beynelminel güçleri harekete geçirir.Ülke artık birbirinin gırtlağına sarılmaya hazır kadrolara bölünmüşse, düşman rahatlıkla at oynatabilecek vasatı bulmuş demektir.


Düşman, karşısındaki güçleri parçalayarak, onları birbirine düşürerek, kolay yutulur lokmalar durumuna sokmak ister. Mesela, sanki bir insan, hem 'dindar', hem 'milliyetçi', hem 'medeniyetçi' olamazmış gibi, bu değerleri birbirine zıt proğramlar durumuna sokarak, hiç yoktan 'çatışan güçler' meydana getirir. Bu oyunlarını, o kadar ustaca planlar ki,tertiplerini anlamak için bazan olayların üzerinden elli veya yüz sene geçmesi gerekir. Mesela,Osmanlı Türk Devleti'nin parçalanması ve Orta-Doğu'nun sömürgeleştirilmesi için,dinimizin ve milliyetimizin düşmanları, 'din' ile 'milliyetçilik' arasında zıddiyet ve düşmanlık duyguları doğurmayı planlamış olduklarını şimdi itiraf ediyorlar.


Serge Hutin adlı bir Fransız masonunun yazdığı 'Les Francs-Maçons' kitabının 127.nci sayfasında okuduğumuza göre İslam dünyasında masonlar Cemaleddin-i Afgani ve Muhammed Abduh gibi 'din politikacılarını' localarına kaydederek onların eliyle 'Dini, milli yapılara göre reforme ederek' alemşumul İslam dinini bozmak, öte yandan Müslüman Kardeşler (Freres Musulmans) hareketi ile de 'İslam'da milliyetçilik yoktur' propagandası ile milletleri çökertmek ve bu suretle -çok kahpece bir planlar- birbirine zıt 'İslamcı' ve 'Milliyetçi' sun'i düşman kamplar doğurmak istemişlerdir.


Emperyalizm, bizim dünyamızda bu 'paradoks'tan çok istifade ettiğini ayrıca yazmaktadır.Dinimizin ve milliyetimizin düşmanları, din ve milliyet gibi iki mukaddes varlığımızı,birbirine düşman göstermek oyunundan kolay kolay vazgeçeceğe benzemiyor.O halde,Türk Milliyetçisine düşen iş, bütün varlığı ile bu oyunu, herşeyden önce kendi yurdunda bozmak olmalıdır.Bu ülkede, sun'i olarak birbirine düşman 'güya Türkçü' ve 'güya İslamcı' cepheler meydana getirmek isteyen hain ve kahpe oyunların karşısına, bir Müslüman-Türk olarak ve tarihine yaraşır bir biçimde çıkmalıdır.


Bunun için, Türk-İslam kültürüne, Türk-İslam medeniyetine, Türk-İslam ülküsüne bağlı, Türklük şuur ve vakarına, İslam iman, aşk, ahlak ve aksiyonuna sahip, Türklüğü bedeni,İslamiyeti ruhu bilen, milletini teknolojik hamlelerle dünyanın bir numaralı devleti yapmak özlemi ile çırpınan, Dünya Türklüğünün, İslam dünyasının ve bütün mazlum milletlerin ümidi olmaya namzet bir gençlik yetiştirmekten başka çaremiz yoktur.


Din ve milliyet, zıt değerler değildir. Bu sebepten, 'sentez', tez ile anti-tez arasında söz konusu olacağına göre, yıllardan beri kullandığımız 'Türk-İslam sentezi' yerine, 'Türk-İslam Ülküsü' sözü daha uygun olur düşüncesi ile kitabımızın adını, 'TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ' olarak seçtik. Bunu ısrarla kullanacağız.



Yazar :Seyyid Ahmet ARVASİ

0 YorumBağlantı

3/4/2008 - OSMAN YÜKSEL SERDEN GEÇTİ GÖZÜYLE ''GAZETELERİMİZ''

Kategori: GENEL
TürkiyeTürkiye
Bu milletin bir derdi var: bir değil bin derdi var!... Fakat bu dertlerin başında, şu demokrasi devrinde Müslüman Türkün davasını benimseyen, onun derdini kendine dert edinen, onun isteklerini, ihtiyaçlarını dile getiren bir tek, amma bir tek yevmi gazetenin bulunmayışı geliyor.

Bugün kelimenin hakiki manasıyla ortada 'Türk Matbuatı' diye bir şey yoktur. Sadece Türkçe çıkan yahudi menşeli, yabancı ruhlu, yalancı haber veren bir yığın basma kağıt tüccarı vardır.27 yıllık, nefes aldırmaz, kopkoyu bir tiranlık devrini alkışlayan, gidene söğen, geleni övenler bunlardır. Zavallı Türk Milleti fakrü zaruret içinde inim inim inlerken, meçhul şehidin kanı, kanıyla kurtardığı vatanı, namusu, şerefi, malı bu maksatlar için kullanılırken, ortalığı gül-gülistan gösteren bunlardır. Kıtalara, iklimlere sığmayan, dalgası Viyana surlarına vuran imparatorluğun kurucuları, tezlil ve tahkir edilirken; Hz.Peygamber içki masalarında, sarhoş ağızlarda 'Arap Mehmet' diye istihfaf olunurken, bir şehitler gaziler mücadelesi olan Milli Mücadele ve onun kurtardığı vatan, aziz Anadolu toprakları, Selanik dönmelerine, imansızlar saltanatına babalarının çiftliği gibi teslim edilirken; nice nice din uluları, ahlak kahramanları, vatanperver insanlar, meçhul şahıslar tarafından gece yataklarından kaldırılıp ve sürülüp, şafakla darağaçlarında sallandırılırken susan, susan değil, herzeler kusan, canileri, katilleri alkış tufanına tutan yine bu gazetelerdir.

İçlerinden bir tanesi Akdenize düşse Akdenizi Karadeniz yapacak kadar kirli, mülevves olan bu adamlar ve takipçileri, şimdi birer vatanperver, hürriyet kahramanı, ahlak, seciye başbuğu kesildiler...
Hangisini sayalım?
Biri var: Mandacıdır, yahudidir!... Vatanı satılığa çıkarmıştır. Ispat edilmiş tam 5 ihaneti vardır. 5 damgalıdılar.Bir diğeri 6 damgalı... Gençliğini hamamda geçiren bu adam, yıllarca devletin resmi gazetelerinin başköşesine oturdu. Yazıları adeta milletin alın yazısı oldu. Ne yazdıysa kanun haline geldi. İmansızlar saltanatı yıkıldıktan sonra, şimdi üç gazetede Atatürkçülük ve inkilapçılık perdesi arkasında tahrikçilik yapmakta, gençliği çileden çıkarmaya çalışmaktadır.Günde yalnız ilandan 2000 lira alan mağrur, büyük bir gazete var. Bu gazetenin kurucusu hakkında bir hadiseyi nakledelim: Devir Atatürk devri...Soyadı kanunu çıkacağı sıralarda bir sürü soysuz Atatürk'ün etrafını kuşatmış, soyadı istiyorlar. Mahut gazetenin kurucusu: '-Atam bana bir ad' ver deyince, Atatürk: '-Sen' der 'KÖPEK' adını al.'
-Köpek mi?
-Evet.
-Dalkavukta cevap hazırdır:
-Atam, kurtarıcım, senin kapında köpek olmak bile benim için bir şeref!..Şimdi bu adamın veledi, mahut gazetenin başındadır.Bu veled, Beyoğlunda bir gecede, bir içki masasının başında, bir fahişenin koynunda üç köyü birden harcar.Para yerine imza bırakır.İmzası Merkez Bankasının çıkardığı bankonotlardan daha muteberdir.Adı güzel, kendi müptezel bir diğer gazetenin bütün sermayesi de çıplak kadın resimleri, Holivut röportajlarıdır. Halkı daha iyi soymak için kahramanlık ticareti de yapar... Mehmetçiğin resimleri, kahramanlık sahneleriyle, fuhuş sahneleri yan yana, iç içedir.

Birinin ismi cismine uygundur... Sütun sütun, satır satır, hece hece yepyeni, terütaze yahudilik, dönmelik, bolşeviklik kokar.Yegane itimat ettiğimiz, baş makalelerini seve seve okudugumuz gazeteyi bile katlayınca gazetesine koyduğu çıplak kadınların ayıp yeri, sürümü arttırmak için neşrettiği hacıların ve Kabe'nin yüzüne kapanır, yamanır.

Az kaldı Ankara'da Ezrailin ziyaretten unuttuğu hortlağı biz de unutuyorduk...
Bu hortlak üç devir yaşamıştır. Üç devrin kiri kat kat üzerindedir. Bu üç devirde herşeyi değişmiş, yalnız ve yalnız mukaddesat düşmanlığı degişmemiştir.Bu ittihat ve terakki artığı (tereddi desek daha iyi) şimdi C.H.P. kalemşörlerinin yeni açtığı İnönü meydan muharebesinin başkomutanlığını yapmaktadır.Türk Milleti, kendi öz davalarını Bab-ı adi sekenesinin elinden kurtarmadıkça kurtuluş yolu yoktur.Benim, zavallı yoksul, sabırlı milletim: işte senin okuduğun gazete ve gazetecilerin iç yüzleri...

Gazete okudum, gazetede gördüm' diye, sen bu pespayelerin yazdıklarına inanıyorsun! Bunlar senin yıllarca imanına, vicdanına hükmettiler. Seni 'Köylü efendimizdir' diye diye boyuna soydular, ne utandılar, ne bıktılar ne doydular... Yıllar ve yıllarca imansızlar saltanatının şakşakçılığını, yardakçılığını yaptılar. Sen Allah'a imanınla bir türlü yaşar, bir türlü konuşurken, bunlar bin türlü konuştular, bin türlü yaşadılar, bin türlü yediler, bin türlü içtiler... İnkilapçılık perdesi altında akla gelmeyen fenalıkları yaptılar. Yalnız ve yalnız beyaz kadına, sarı altına iki yüzlü paraya taptılar!...

Bunları alma, satma, okuma okutma!...

Serdengeçti
Osman YÜKSEL , 11 / 9 / 1949                         www.doguturkistan.net

0 YorumBağlantı

2/4/2008 - MASONLAR VE ÖRGÜTLERİ

Kategori: GUNCEL


* * *

MASONIK ÖRGÜTLER VE YAPILARI

Bu yazi dizisi ile masonik amaçlara hizmet eden, masonlugun yan kollari ve alt basamaklari niteligindeki Lions, Leo, Lioness, Aiesec ve Rotaract ve Rotary Club'in isleyisi, yapısı, icraatleri ve hedeflerine iliskin genel bilgiler sizlerle paylasilacaktir.

ROTARY NEDiR , NEYi AMAÇLAR ?

Biraderler(Masonlar) arasi diyalogu ve dayanismayi arttirip, ticari, siyasal ve sosyal alanlarda etkinligin arttirilmasi için, 33. derecedeki saygin bir masonunun istegi üzerine 23 Subat 1905 günü ABD de avukat Paul Harris, kömür tüccari Silvestre Schiele, maden mühendisi

Gustav Loehr, tüccar terzi Hiram Shorey tarafindan kurulmustur.  Rotary Clup kurucu üyeleri ilk toplantilarini, sirayla birbirlerinin evlerinde ve bürolarinda bir araya gelerek yapmislardir. Bu nedenle kulübe dönüslü manasina gelen ROTARY adinin verildigi bilinmektedir. Çok hizli yayilma gösteren ROTARY CLUP'in sube sayisi 1910'da 16 olmus. Bu subeler Amerikan Ulusal Rotary Birligini meydana getirmistir.1912'de Kanada, Ingiltere ve Irlandada açilan subeleriyle kulüp milletlerarasi bir hal almis.Ardindan belçika Hollanda Fransa'da subeler açilmis ve bütün dünyaya yayilmistir. 1922'de ROTARY INTERNATIONAL adini almistir. Günümüzde tüm dünyada milyonu askin Rotaryen oldugu bilinmektedir, Rotary Club'a olan bu talebin nedenlerini asagida irdeleyecegiz. Rotary teskilatinin yapisi incelendiginde "Ulusal esitlik savunuluculugunun" lafta kaldigi , kontrolün daima güçlülerde oldugu görülür, ülkemiz Roteryanleri Amerika ve Avrupada ki abilerinin sözünden çikmazlar, olabildigince onlara hosgörünmeye çalisirlar.


Rotary Club, Masonlukla bir alakasi olmadigini iddia eder, fakat teskil Masonik guruplardan dünya çapinda en güçlülerinden biri olan ROTARY'nin üyeleri genellikle is çevrelerinden olmakla birlikte, siyaset, egitim ve basin alanlarindan da çok sayida üyesi mevcuttur. Temel felsefesi biraderler(masonlar) arasi fikirsel, sosyal ve ticari iliskileri gelistirmek, localarin disindaki sosyal ve siyasi hayatta dayanismayi saglamak ve mason olmayan üyelerini Mason hedef ve amaçlari dogrultusunda yönlendirmek ve uygun görülen üyelerini localara kabul etmektir. Yani Mason localarinin bir alt basamagidir. Ülkemizde 1956 da kurulmustur , egitim (üniversiteler agirlikli ) ve siyasi hayatta aktif bir çok kisiyi bünyesinde barindirir. Ayni zamanda ilk Rotary kulübünde kabul edilmis, her is ve meslekten bir faal üye bulundurma karari geregi farkli meslek dallarindan üyleri mevcuttur. Farkli mesleklerden üye bulundurma karari üyler arasi rekabetin önlenmesi ve dayanismanin dahada kuvvetlenmesi içindir.


Üyeler siyaset,bürokrasi,egitim,ekonomik ve sosyal alanlarda etkin kisilerden seçilir. Dolayli yoldan bir toplumu yönlendirmenin yolu kilit kisileri kontraol altina almaktir çünkü. Yani normal bir ilkokul ögretmeni, ve alt kademeden bir devlet memuru, yada fabrika isçisinin tüm masonik kulüplerde, loclarda oldugu gibi Rotary Clup'da da yeri yoktur. Çünkü Rotary etkin kisileri üye yapmak suretiyle toplumun genelini kontrol altina almak ve ele geçirdigi bu gücü masonik menfaatler dogrultusunda yönlendirmek gayretindedir.


Adi Susurlukla gündeme gelen Uluslararasi Rotary Kulübu uyesi Ertac Tinar olayin iç yüzünü görmemiz için yüzlerce örnekten biridir. Bakiniz Ertac Tinar devlete verdigi biyografisinde neler diyor " Israil ile 1992'den beri çok siki is iliskileri içindeyim Avrupa'nin bütün ülkelerinde, Amerika'da, Orta Dogu ve Orta Asya'da açamadigim kapi yok ". Degisik devletler düzeyinde üst kademeden kisilerle irtibat kurdugunu söyleyen Tinar gibi gözü kara silah tüccarlari; para ve manfaattten baska sey düsünemeyecek kadar düsük ahlak seviyesindeki insanlar Rotary'nin üyeleri arasindadir.

*1
Rotary'nin bir iddiasida söyledir "Uluslarasi Rotary, sesimizi tüm dünyaya duyurabilecegimiz essiz firsatlar saglamaktadir. Türk Rotary kulüpleri bu firsati en iyi sekilde degerlendirme gayreti içindedir." Böyle bir idda yapilirken Türk(!) Rotary kulüpleri seklindeki söyleme dikkat ediniz, yakin zamanda katildigim pek çok Rotary konferansinda ve basin açiklamasinda hep bu iddia gündeme geldi. AB'yide agizlarina sakiz yaparak , Türk(!) Roteryanlerini yere göre sigdiramadilar, öyleki onlar ülkemizin tanitimini yapiyorlarmis, gayeleri uluslar arasi platformda ülkemizi söz sahibi yapmakmis falan filan. Bu iddiaya cevap vermeden önce bir düzeltme yapayim, Türk(!) Rotary Kulüpleri ifadesi Türkiye'de faaliyet gösteren Rotary kulüpleri seklinde olmalidir. Çünkü milli ve manevi degerlerimizle alakasi olmayan , uluslararasi çikar birligi, güçlü ülkeler ve Yahudilerin kontrol altinda tuttugu Rotary asla Milli olamaz(!). Zaten Türkiyeli üyelerininde milletimiz, devletimiz filan umurunda degildir.


Fahir Armaoglu'nun "Biz Rotaryenler toplumun görülmeyen liderleriyiz." seklindeki sözleri ile Roteryanlerin toplum üzerindeki etkinligi ve toplumu kontrol ettigi ifade ediyor. Peki soruyoruz, hangi dogrultuda hangi amaçlarda hangi felsefede toplumu yönlendiriyorlar. ? Susurlukla gündeme gelen, uyusturucu ve silah tüccari Ermeni kökenli Harry J.ARSLAN'in "Lionizm olanak demektir."seklindeki sözleri, Masonik mekanizmanin, en etkin çarklarindan Lions'un ekonomiyi kontrol etmek ugruna, Silah ve Uyusturucu ticreti ile ugrasanlari bile içine alip onlara olanaklar sundugunu, Baris ve mutlu bir dünya için çalistiklari iddialarinin asilsizligini gözler önüne seriyor. Dünya barisi bir yana uyusturucu, silah ticareti ve daha nice pis islere menfaatleri için yaptigi destekle ne derece acimasiz oldugunu,hizmet ettigi masonik menfaatler ugruna hiçbir engel tanimadigini görüyoruz .


ALİ METE MERT ( EĞİTİMCİ - ARAŞTIRMACI - YAZAR)

Masonik örgütler ve yapıları | Rotary ve Lions Üyeleri ve Çalışma tarzı | Lions nedir, neyi amaçlar? | Kiralık Duvarcı Ustaları | Hedef Gençlerimiz | Mücadele Mümkün mü?

www.doguturkistan.net

0 YorumBağlantı

2/4/2008 - Türk insanın genetik yapısı

Kategori: GENETIK

Bundan birkaç yıl önce, Dr.Oktar Babuna isimli bir kişi, Lösemili olduğunu ileri sürerek Türkiye`de Kan Örneği Bağışı Kampanyası başlatmıştır.
Bu kampanya dahilinde binlerce Türk`ten kan alınmış ve bu kanlar Amerika`ya gönderilmiştir.Daha Sonra Dönemin Sağlık Bakanı Sn Osman DURMUŞ olaya el koymuş fakat, verilen kanlar bir türlü geriye getirilememiştir.O zaman gazetelerde bu kanlardan Türk ırkının Genetik Şifresinin çözülebileceği ve gelecekte sadece Türkleri yok eden bir biyolojik bombanın yapılabileceği konusunda yazılar çıkmıştı.Bu miktarda, aynı milliyete sahip farklı insanlardan alınan kan örnekleri, Amerika`da gen bilimcilerin dikkatini çekmiş ve bu kanlar incelemeye alınmıştır.

Sonuçları da National American dergisinin Ocak sayısında,
Dr. B. Stone imzasıyla yayınlanmıştır.
Dr. Stone olayı şu şekilde özetlemektedir:

"Aynı millete sahip binlerce kan numunesini inceleme fırsatı bende büyük bir heyecan yaratmıştı.Çünkü insanlık tarihinde böyle bir inceleme ilk defa yapılacaktı.Bu benim için insanoğlunun aya ayak basmasından daha önemli bir olaydı!Türklerden alınan kan örnekleri ilk defa bir milletin gen haritasının çıkarılması ve Türklerin genel olarak kültür ve karakterleri hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayacaktı.Daha da önemlisi ilk insan hakkında bilgi sahibi olabilecektik. Ve çalışmalarımıza heyecanlı bir şekilde başladık..

Bunu yanı sıra Türklerin tarihini derinlemesine incelemeyi de ihmal etmiyorduk. Çalışmalar ilerledikçe heyecanımızda artmaya başlamıştı..Çünkü Türkler birçok farklı milliyete sahip bir coğrafyada yaşadığı için, kız alıp vermelerle gen yapısı çok zengin ve anlaşılması zor bir hale gelmiştir..Ama Türk tarihinde de sıkça görülen, savaşmayı ve fetih arzusunu sağlayan B45 geni, kanların %33`ünde bulunmuştur.Dostluk ve misafirperverlik genine (GR785) bu kanların %52` sinde rastlanmıştır.
ÜZERİMİZE OYNANAN OYUNLARIN FARKINA VARIP ONA GÖRE TEDBİRİMİZİ ALMALIYIZ.

0 YorumBağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

Hakkımda









TÜRK KADINI HER ALANDA BAŞARI GÖSTERECEĞİNİ TARİHTE ÖRNEKLERİYLE KANITLAMIŞLARDIR,


More Cool Stuff At POQbum.com

Son Yazılar

Seyyid Ahmed Arvasi Kimdir ?
Neden Türk-İslam Ülküsü ?
OSMAN YÜKSEL SERDEN GEÇTİ GÖZÜYLE ''GAZETELERİMİZ''
MASONLAR VE ÖRGÜTLERİ
Türk insanın genetik yapısı
ANADOLUDAKİ TÜRKLERİN GENLERİ KATIKSIZMI ?
Mogolistan'daki 2000 yaşındaki mezarlıktan alınan DNA, Merkezi Asya'da yerleşen Xiongnu isimli kabileye ait çok önemli bilgiler ortaya koydu. Fransalı araştırmacılar, 62 iskeletten alınan DNA örneklerini kullanarak, bu unutulmuş kavmin tarihi ve s
HAMİLELİKTE DİŞ ÇEKİLİR Mİ ?
ENDOSKOPİ
Avrupa’da kadınların maruz kaldığı ev içi şiddet
Şişmanlığı önleyebilir miyiz?
Genç Bilim Kadını Zeynep
AKIL OKUMADA KORKUTUCU BİLİMSEL GELİŞMELER !!!
Fener Rum Patriği Sınır Dışı Edildi!..
MUTLULUĞUNUZ SONSUZ OLSUN .......
HAYATIMIZIN ORTAĞI...
MUTLULUK
Gazi Mustafa Kemal'in Devlet Adamlığı
Çanakkale Kadınları
Yıl 2023, oğlum 18,ben 56 yaşındayım...

Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
ATİCUS

Kategoriler

  • BILIM
  • GENEL
  • GENETIK
  • GUNCEL
  • SAGLIK
  • SANAT
  • TARIH

  • Arkadaşlarım

    bilimcikiz
    07hasan29
    sarica1967
    pelincen1
    ozgeme1
    arzukizinmutfagi
    dindargenclik
    sariakasya
    hayatininpenceresi
    aksesuarim
    kadinevim
    keloglan
    genetiknedir
    genetikvebilim
    egitimspormizah
    rufeydem
    karakalemlerimiz
    glnrylmz
    bayramsekeri
    ozveri


    Myspace Layouts

    ImageChef.com - Custom comment codes for MySpace, Hi5, Friendster and more
    <
    ImageChef.com - Custom comment codes for MySpace, Hi5, Friendster and more
    gerçek yaşamdan mavi ye?il